-- Felsefe, Genel

Düşmüşlerin Tanrı’sı-Bırak kapı açık kalsın

Belki bazılarınızın malumudur; Amerikalı şarkıcı/aktris Lindsay Lohan’ın adı bir müddettir İslama olan ilgisiyle beraber anılmaktadır. O elinde Kuran’la görüntülenmekte, Türkiye’yi acıtan olaylarda destek veren tweetler atmakta..Hatta en son adım olarak Türkiye’ye gelip Suriyeli mültecileri ziyaret etmekte ve Gaziantepli bir hanımın kendisine hediye ettiği başörtüsünü takmakta sorun görmemektedir. 

Bu hadise bazı Müslümanlar arasında sevinçle karşılanırken kimisi de bunu içi boş bir şey olarak görmekte, kıymet verenleri neredeyse ayıplamaktadır. ABD’de ise bir sosyal medya linçine maruz kalmakta kendi deyimiyle İngiltere’ye gidip rahat edebilmektedir.
 
Bir arkadaşımın bana anlattığına göre ise Türkiye’deki sol medyadan birileri esef verici bir tutumla, alaycılıkla “siz onun kırdığı cevizleri bilseydiniz” diye bir yazı yazmış. Ben bunu ele alacağım ama meselem ona cevap vermek değildir.
 
Türkiye’de bu alaycı inançsızlığın dindarları insanı şaşırtacak düzeyde yanlış tanıması benim için yeni bir şey değil. Kurdukları tasavvurlar öylesine etkiliyor ki kendilerini iki sene oturup konuşsanız bu tuhaf tabakayı delip geçip iletişim kuramayabilirsiniz. Bir-iki örnek verecek olursak;
 
* Dine çok mesafeli bir şahıs bir dindarı sorguluyor; “nasıl Nietzsche’yi okursun, o ateist”. “İyi ama onun yazıları ateizmden ibaret değil, o daha tonla şey yazmış, kaldı ki insan okuduğu her şeyi o olmak için okuyor olamaz değil mi?” Bu örnek için benim sinsice davrandığım düşünülebilir. Yani gerçekten de pek çok dindar bu sebepten Nietzsche’yi okumayacaktır. Pekiyi ama sizce Almanya’da düşük entelektüel düzeydeki insanlar Nietzsche okuyor mudur? Yoksa Nietzsche üst düzey bir entelektüel elit azınlıkça okunmaya baştan mahkum mudur? Bu şekilde Türkler veya Müslümanlar arasında da belirli bir kültür düzeyindeki insanların onu okuması işin doğası olmuyor mu? Hatta İslam dünyasında hayli geniş bir şekilde hüsn-ü kabul gören Muhammed İkbal’in onu okumak şöyle dursun ondan ciddi düzeyde esin alarak yazdığını söylesek??? İşin acıklı tarafı İslam karşıtlarının İslamla ilgili imajlarının DAEŞ veya Taliban’la eni konu benzerliği. Hatta dinle ilgili akıl yürütme tarzlarının aynılığı.
 
* Bir Müslümanın Freud’u okumasını abes bulan bir zata Türkiye’nin önde gelen Müslüman entelektüellerinden Erol Göka’nın doğrudan Freud’u ele alan bir kitabı, dolaylı ve/veya ikincil düzeyde ele alan ise daha fazlası olduğunu hatırlatmak gerekiyor.  “Ama o bir psikiyatrist ve çok özel birisi” denirse “ne zannediyorsunuz Avusturya’da çöpçüler mi okuyor Freud’u?” demek gerekiyor. 
 
Açıkçası bazen bizim inançsızlarımızın zihnindeki din imajını görünce insan niye inanmadıklarını anlıyor ve “benim algım böyle olsaydı ben de inanmazdım” diyor. Ama insan algısının öncesinde de seçimler olduğuna/olabildiğine inanan birisi olarak bunun onları masum çıkardığını düşünmüyorum.
 
Dönelim Lindsay Lohan’a ve kırdığı söylenen cevizlere.. Bu beni yıllar öncesinin bir tartışmasına götürdü…
 
Yaygınca bilinen bir hadis rivayeti  vardır.. Harfi harfine aktaramasam da sizlere hatırlatacak kadar bahsedeyim. Çölde giden bir fahişe susuzluktan ölmek üzere olan bir köpeği  kurtarmak için ayakkabısını kullanarak bir kuyudan su çıkarır. Rivayet bize onun cennete gittiğini söyler. İbadetlerini aksatmayan bir dindar kadının ihmali nedeniyle ise bir kedi ölür, o da cehenneme gider. 
 
Tabii ki bu rivayete sıhhati de dahil pek çok açıdan yaklaşılmıştır. Bununla beraber dinin “kötü davranış” olarak gördüğü bir davranışı işleyen kişiye yine de cennete giden bir kapı açması muhakkak ki dinin özünde vardır. Hz. Hamza’nın katiline bile cennetin kapıları açıktır.
 
Yine dini bir hikayecik şöyledir. 99 kişiyi öldüren bir eşkıya pişmanlık duyar. Arınmak, sil baştan başlamak istemektedir. Ama bu hala mümkün müdür yoksa çok geç midir?Danıştığı bir din bilgini ona öfke dolu, olumsuz bir cevap verir ve onu kovalar ve o eşkıyanın öldürdüğü 100. kişi olur.  Ancak daha sonra danıştığı bir başka şahıs ona insan yaşadıkça umut /tövbe kapısının açık olduğunu hatırlatır. Ve eşkıyamız da merhametli fahişemiz gibi cennete yol bulur. 
 
Gerçekten de İslam tarihinde ve edebiyatında tövbekar eşkıya evliya motifi diye bir şey vardır.
 
Umut ve inancın öylesine köklü bir birlikteliği vardır ki İslam “Allah’ın rahmetinden ancak kafirlerin umut keseceğini” söyler. Aynı şeyi anlatmak için Kierkegaard “Ölümcül hastalık umutsuzluk” isimli eserini yazar.  Umutsuzluk küfürdür.
 
Pek çok zaman kökenini dinde bulan atasözlerimizden birisi “çıkmadık candan ümit kesilmez” derken yaşıyor olmamızın ümit için yeter sebep olduğunu bildirir. 
 
Acaba şu felsefi ideolojilerden, bir fahişeyi alıp, arındırıp cennete yerleştiren bir tane var mıdır?
 
Gereğinden fazla arındırmacı kimi dindarlar da bu rivayetten hoşlanmamakta ve dinin ana mesajına ters gibi olduğunu düşünmektedir. Ama esas marjinal olan onlardır. 
 
Hatta bu mesaj tek tek dinlerin bile ötesine geçmektedir. Hıristiyanlıkta “rahmete/lütfe mazhar” olan tövbekar fahişe Maria Magdalena (bizim Mecdelli Meryem’imiz) resmi olarak azize ilan edilir. Acaba bir fahişeyi azizeye dönüştüren hangi beşeri ideoloji vardır?
 
Yukarıdaki satırları yazarken Maria Magdalena’nın İslam dininde de aynen Hıristiyanlıkta olduğu gibi bilinen bir şahıs olduğunu hatırlatmak için “bizim Mecdelli Meryem’imiz” dedikten sonra şunu fark ettim. Nasıl da bir istek duydum onun Hıristiyanlığın ilk döneminin bir şahsiyeti olup (o Hz. İsa ile çağdaştı) bu nedenle de  İslam anlayışına göre Müslüman olduğunu hatırlatmaya. O “bizim“dir. Peygamberimizin zaman zaman kimi durumlarda söylediği gibi “o bugünkü Hıristiyanlardan çok bize layıktır”… Meryem Anamızı tüm kadınlara örnek yapan iffetli dindarlığının yanına ikinci bir Meryem, tövbekar bir fahişe yerleştirilmiştir. Daire tamamlanır. Kapı herkese açıktır. 
 
Hedonizmin yolu şarkıcı, porno yıldızı Madonna’yı Meryem yerine koyarken din bir fahişeyi alıp arş-ı alaya yükseltir.
 
Detayını hatırlayamadığım ama bir fahişenin aydınlanmış bir Guru’dan üstün olabileceğini anlatan bir Hindu hikayeciği hatırlıyorum.
 
Eğer din iddia ettiği gibi insanları arındırıyorsa o en ziyade “kirlenmişler” içindir. Bu işin öz-mantığıdır.
 
Biraz da ben alaycı konuşacak olursam fahişeler arasındaki inançlı yüzdesinin modern anlayıştaki sanatçılar veya beşeri bilimcilerden daha fazla olduğuna bahse girebilirim.
 
Esasında dinlerin menkıbeleri benzer örneklerle doludur. Ama ben günümüze gelmek istiyorum.
 
Bir arkadaşım Bülent Ersoy’un dindarlığını bir tutarsızlık olarak görüyordu. Bu adeta “olmaması gereken bir şey” di. Ben tam karşı kutbu savunuyordum. Belki de onun yaşadığı son derece zorlu deneyimler ve  son derece yalnızlaşmışlığı -doğrusunu Allah bilir- onu dine daha da yaklaştırmış olmalıdır. Hiç kimseniz kalmadığı zaman geriye kalan O’dur. Sığınacak başka hiç bir şey kalmadığı zaman geriye kalan tek sığınak O’dur. 
 
Yıllar önce bir tanıdığım nedeniyle Amerika’dan alkoliklere yönelik bir terapi programını anlatan bir kitap almıştım. Dine Avrupa’dan çok daha sempatik bakabilen Amerika’da yazılan bu kaskatı psikiyatri kitabı özellikle alkoliklerin ve cinsel sapkınların tedavisi süresince “olağanüstü” sayılabilecek şekilde “Allah’ın lütfu” gibi bir şey ile karşılaşılıyordu. Bir örnek şuydu, bir alkolik bir odada sabrının son noktasında bağırıyor çağırıyordu; ne biçim Tanrısın sen, beni bu halde nasıl böyle bırakırsın, bunca uğraştım, yakardım, dua ettim çabaladım hala bir arpa boyu yol alamadım” vb. Sonra kendi anlatışına göre birden ortalık değişik bir ışıkla aydınlanıyor ve “iyileşeceksin” diye bir ses duyuyor. Bir müddet sonra da iyileşiyor. Doğrusu benim de pek bir açıklamam yok buna ama terapi-din ilişkisi tüm bir ömürce araştırmaya değer bir şey.
 
Kendi adıma yukarıdaki anlattığım deneyimin çok benzerini yaşayan bir şahsı 1. el tanıyorum. Bir arkadaşımın öz amcası. 2-3 gün evinde bile kaldım.
 
Amerika’daki alkolikleri iyileştirmeye yönelik “isimsiz Alkolikler” derneği “Alcoholicus Anonymus” dine sığınarak alkolü bırakan insanlar tarafından başlatılmış.
 
Türkiye’de psikiyatri ve dinin ortak alanında en çok çalışan hekimlerden Mustafa Merter yetiştirdiği terapistlere hastasıyla görüşmeye çıkmadan önce namaz kılıp dua etmesini tavsiye ederken, kendilerine yardım için başvuran bir “kenar mahalle travestisi” bile olsa onun iyileşmesine yardımcı olmak için elinden gelen şeyleri ardına koymamasını söyler. 
 
Onların baş vuracak başka kimi var?
 
Şaşırtıcı mı? O zaman şunu da yazayım. Yıllar evvel bir İspanya gazetesinde şunu okumuştum; Müslüman olan Avrupalı gençler arasında yapılan bir anket şunu gösteriyor; bu gençlerin müslüman olmasındaki önemli etkenlerden birisi Batıda “cinsel kimlik” lerin uğradığı erozyon ve belirsizlik alanının aksine İslam’ın 4 başı mamur bir kadın-erkek kimliği, rol dağılımı vb sunması… 
 
Şaşırtıcı? Geleneksel ahlaka karşı olan her şeyi özgürlük sananlar için şaşırtıcı evet… Ama Allah’a şükür ki bunlar tüm insanlığı temsil edemiyor. 
 
Benzer bir şey daha yazayım o zaman; İngiltere’de estetiği ile meşhur bir iç çamaşırı mankeni Müslüman olur ve çarşaf giyip, peçe takar. Bir Tv programında konu işi biraz fazla ileri götürdüğü noktasına gelince o bunun hiç de fazla olmadığını bildirir bayanlar arasında yaygın “sonu olmayan güzellik yarışmasından” artık bıkmıştır. 
 
Sonuç şu ki özellikle  dinin olumsuz gösterdiği insanlık durumları, dini mahallerde sevilmez ise de, esasında din insanı perişan eden bu yollara kapıyı kapatıp insanı kurtarmak istediği için bu böyle. Bu yolların mağdurları için ise başvurulacak nihai kapı yine dindir.  Dindarlar bazen “Allah’ın gazabından Allah’ın rahmetine sığınırım” der.
 
Belki bir dönem onları eğlendirdikleri için makbul oldukları Kazanan’ların dünyasında kendilerine yer kalmayan, fırlatılıp atılmış “günahkarlar” dönüp dolaşıp O’nun standartlarına göre yanlış yolda oldukları dinin kapısına varıp dayanırlar..
 
Onun için siz siz olun Allah’ın özellikle açık bıraktığı kapıları kişisel tasavvurlarınızı referans alarak kapatmayın. Kendi imajınızda bir tanrı yapmayın.. Belki de herkesten daha fazla arınmak isteyen fahişelerin, düşkünlerin, şaşırmışların, yolunu kaybetmişlerin Allah’ıdır o.

Yorumlar

Yorum