Tek ülke üzerinde en fazla dilin konuşulduğu yer neresi?

Papua Yeni Gine, dünyadaki karaların yüzölçümünün küçük bir parçasını oluşturmasına karşın bununla hiç orantılı olmayan bir biçimde çok çeşitli insanların barındığı bir yerdir. Dünyadaki altı bin dilden bin tanesi Yeni Gine’de yaşar.  Yeni Gine’deki kuşlar üzerinde araştırma yaparken, dile karşı ilgim yeniden alevlendi, kuş türlerinin adlarının bu Yeni Gine dillerinin hemen hemen yüz tanesindeki karşılıklarının listesini çıkarma gereksinimi bunda etkili oldu. Alıntı: Tüfek, Mikrop ve Çelik

Misyonerlik

Ülkesinde yaşadığı başarılı misyonerlik faaliyetinin sonucunu en iyi anlatan Afrikalı aydının şu sözü olmuştur:

“Hristiyanlar bizim ülkemize geldiklerinde onların elinde İncilleri, bizim ise topraklarımız vardı. Bize gözlerimizi kapatarak dua etmesini öğrettiler. Gözlerimizi açtığımızda bizim elimizde İncil, onların ellerinde ise bizim topraklarımız vardı.”

Zihin Kontrolü / Bora İYİAT

Acının anlamı

Bir keresinde, pratisyen hekim olarak çalışan yaşlı birisi yaşadığı ağır depresyon nedeniyle bana geldi. İki yıl önce ölen ve her şeyden çok sevdiği karısını kaybetmeye alışamamıştı. Ona nasıl yardım edebilirdim? Ona ne söyleyebilirdim? Bir şey söylemekten kaçındım, ancak onu şu soruyla karşı karşıya getirdim: “Sen ondan önce ölseydin ve karın seni yaşatmak zorunda olsaydı ne olurdu Doktor?” “Ah!” diye karşılık verdi, “Bu onun için korkunç olurdu; ne kadar acı çekerdi!” Bunun üzerine, “Görüyorsunuz ya Doktor, onu bu acıdan kurtaran sizsiniz; elbette bunun bedeli de şimdi sizin onu yaşatmak ve yasını tutmak zorunda olmanız,” dedim. Tek kelime etmeksizin elimi sıktı ve büromdan ayrıldı. Her nasılsa acı, bir özverinin anlamı gibi, bir anlam bulduğu anda acı olmaktan çıkıyor.

İnsanın Anlam Arayışı / Viktor E.Frankl

İskoç Dulları / Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens

“1744’te İskoçya’da presbiteryen din adamları Alexander Webster ve Robert Wallace, ölen din adamlarının dul ve yetimlerine ödenek sağlayabilmek için bir hayat sigortası fonu kurmaya karar verdiler. Bunun için de kilise üyelerinin her birinin gelirlerinden ufak bir kısmını fona aktarmasını, fonun da bu parayı yatırımlarda kullanmasını öngördüler. Bir papaz öldüğünde dul eşi fondan kar payı alacaktı ve böylelikle hayatının geri kalanı boyunca rahatça yaşayabilecekti. Fonun diğer görevlerine uygun olarak varlığını sürdürebilmesi amacıyla her papazın ne kadar ödemesi gerektiğini hesaplayabilmek için Webster ve Wallace her yıl tahminen kaç papazın öleceğini, geriye kaç dul ve yetim kalacağını ve dulların ölen kocalarından sonra ortalama kaç yıl yaşayacaklarını hesaplayabilmek zorundaydılar.

iskoç dulları - İskoç Dulları / Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens

İskoç Dulları Fonunun ikonik simgesi bir resim.

Colin Maclaurin adında Edinburgh Üniversitesi’nden bir matematik profesörüyle irtibata geçtiler, üçü kafa kafaya vererek insanların ölüm yaşlarıyla ilgili veri topladılar ve herhangi bir yılda kaç papazın ölebileceğini hesapladılar.

Çalışmalarında yakın dönemde istatistik ve olasılık alanlarında gerçekleşen bazı çok önemli buluşlardan faydalandılar. Bunlardan biri Jacob Bernoulli’nin Büyük Sayılar Kuralı‘ydı. Bernoulli belirli bir tekil olayın ortalama sonucunu büyük bir isabetle tahmin etmenin mümkün olabileceği prensibini tanımladı. Yani Maclaurin, Webster’in veya Wallace’ın gelecek yıl ölüp ölmeyeceğini matematik kullanarak bulamamasına karşın, elinde yeterince veri olursa Webster ve Wallace’a gelecek yıl İskoçya’da kaç presbiteryen papazın öleceğini neredeyse yüzde yüz kesinlikte söyleyebiliyordu. Neyse ki ellerinde kullanabilecekleri hazır veriler vardı. Edmond Halley’nin 50 yıl önce yayınladığı aktüerya tabloları çok kullanışlıydı. Halley Almanya’nın Breslau şehrinden elde ettiği 1.238 doğum ve 1174 ölüm olayının kayıtlarını analiz etmişti. Bu tablolar, 20 yaşındaki bir insanın herhangi bir yılda ölme ihtimalinin 1/100, 50 yaşındaki birinin ölme ihtimalininse 1/39 olduğunu bulmasını sağlamıştı.

Webster ve Wallace da bu veriler üzerinde çalışarak, herhangi bir anda ortalama 930 İskoç presbiteryen papazın yaşadığını, bunlardan yılda 27’sinin öleceğini ve 18’inin de ardında dul bir eş bırakacağını hesapladı. Ayrıca arkasında dul bırakmayanlardan beşinin çocuklarının yetim kalacağını, dul eşi olanların da önceki evliliklerden olan ve henüz 16 yaşına gelmemiş çocuklarının da bu papazlardan fazla yaşayacağını buldular.  Hatta daha da ileri giderek, bu dulların ölene kadar veya tekrar evlenene kadar geçecek zamanı hesapladılar (her iki durumda da ödemeleri duracaktı). Bu rakamlar Websterve Wallace’ın, fona dahil olan papazların sevdiklerine mali destek sağlayabilmek için ne kadar para yatırmaları gerektiğini hesaplamalarını sağladı. Bir papaz yılda 2 pound, 12 şiling, 2 pens vererek dul kalmış eşinin eline yılda en az 10 pound ( o yıllarda oldukça iyi bir rakam) geçmesini sağlayacaktı. Eğer bu miktar yeterli bulmazsa 6 pound, 11 şiling, 3 pens ödeyerek dul eşinin eline yılda 25 pound geçmesini sağlayabilirdi.

Hesaplarına göre, 1765 yılı itibarıyla İskoçya Kilisesi Papazları Dul ve Yetim Aylıkları Fonu’nun kasasında 53.348 poundluk bir sermaye olacaktı. Bu hesapların son derece isabetli olduğu anlaşıldı. 1765’e geldiğinde Fonun sermayesi 58.347 pounddu, yani tahminlerden sadece bir pound daha az! Bugün Webster ve Wallace’ın kısaca İskoç Dulları olarak bilinen fonu, dünyada ki en büyük bireysel emeklilik ve sigorta şirketlerindendir. 100 milyar poundun üzerinde varlığıyla sadece İskoç dullarını değil, poliçelerinden almak isteyen herkesi sigortalatıyorlar.”

Not: Tüm hikaye “Hayvanlardan Tanrılara – Sapiens” kitabından alıntıdır. Kitabı ve yazarını merak edenler bu güzel yazıyı inceleyebilir.

Yuval Noah Harari’nin kitaplarını okuyanlar bir yorum bırakabilir 🙂