Porsiyon kontrolü

Akıllı yemenin iki yolu var. Ya tabağınızdakilerin hepsini yemeyeceksiniz ya da başta tabağınıza az yemek koyacaksınız.

Aynı kuralı/yolu günlük hayatımıza da uygulayabiliriz. Eğer bir saatlik bir toplatıntı planlandı ise, kendi kısmınız ile ilgili bölüm biterse 10 dakika sonra toplantıdan ayrılmak için izin isteyebilirsiniz.

Zor olan kısım “porsiyon” değil.”Kontrol” kendini kontrol etme. Kaynaklar fazla. Bu da sınırsız bir tüketimin yolunu açtı. Karşı karşıya geldiğinizde gözlerinizi kapatabilecek misiniz?

Porsiyonlar bize bağlı.

Güneşi bırakıp yağmura geleceğim

Bu şarkının sözlerinin bir kısmı beni şarkının esas konusundan ayrı bir düşünceye sürükledi. Bunlar şu sözlerdi;

“Trene bineceğim..
Güneşi bırakıp yağmura geleceğim.
Şehre…
Para ve zaman harcayacağım.
Arkadaşlarımı yitirecek ve gözyaşı dökeceğim.
Annesiz bir çocuktan biraz fazlası…”

Şarkının aslı hanımın sevdiği kişiye gitmek için başka şeylerden vazgeçişlerini anlatıyor.

Benim kopararak aldığım kısım ise bana yazarın özel öyküsünün ötesinde tam bir varoluşsal durumu anlatıyor gibi geldi.

Güneşi bırakıp yağmura giden insan…

Batılı varoluşçuların varoluşu anlattıkları ifadeler genellikle iç karartıcıdır; bunaltı, boğuntu vb.

Bunlar bana biraz fazla gelir. “O kadar da değil be yaa” diyesim gelir…”ortasını bulalım?”

Ama yukarıda alıntıladığım sözler hayatın içindeki burukluk unsurunu (bunun asla hayatın bütünü olduğunu düşünmüyorum) anlatma konusunda “cuk oturuyor” gibi geldi.

Kendi rızasıyla güneşli, daha kırsala yakın bir hayatı ve muhtemelen daha sıcak insan ilişkilerini bırakıp yağmurlu şehre gelen insan. Buna değdiğini düşündüğü başka şeyler için. Ama bu değerli şeyler buna değse bile dostları yitirmenin, bir şeylerden yoksunluğun burukluğunu silemiyor. Güzel şeylerin güzelliği ile bu yitirişlerin mahzunluğu birbirini nötralize etmeksizin yan yana duruyor. Bazen biri bazen diğeri öne çıkıyor.

Böylece
“yaprak döker bir yanımız
Bir yanımız bahar bahçe” hayat sürüyor..

Zamanının ötesinde olmak

Sagrada Familia Barselona - Zamanının ötesinde olmak

Bu fotoğrafı La Sagrada Familia’yı gezerken (yaşarken veya hissederken desek daha uygun olabilir ki içerisinde yarım gün geçirdik) arşiv fotoğrafları kısmında gördüm. 1900 senesi tarihli. Yani 120 sene önce…? Bugün Barselona’nın kalbinde yer alan bu yapının etrafında görüldüğü gibi o zamanlar keçiler otluyormuş.

Mimarı (bu sıfat biraz yetersiz, eksik aslında) Antoni Gaudi.

Üniversite hocaları Gaudi’yi üniversiteden mezun ederken kendisi için; “gerçek bir deliye mi, yoksa gerçek bir dahiye mi diploma verdiğimizden emin değiliz” demiştir. Ki, haklılardır. Zira Sagrada Familia delilik ve dahiliğin en mükemmel dozajda hayat bulmuş halidir.

Modern zamanların en tuhaf ve en aykırı mimari miraslarından birini üretti.

Kalan ömründe projeyi bitiremeyeceğini (bence) bildiği halde bu çaplı bir mimari proje hazırlamış. O tarihte böyle bir tasarıma, büyüye sahip yapı nasıl hayal edilebilir?

sagrada familia antoni gaudi - Zamanının ötesinde olmak

İyi bir konuşmacı sadece ezberlemez

Harika konuşmalara bakın. Ezberin yapaylığını göremezsiniz. Tam aksine, karşınızda kalbinden geldiği gibi konuşan birisi vardır.

Söyleyeceklerinizi ezberlemek işin yarısı ve maalesef yeterli değil.

Önerim: Konuşmanızı ezberlemeyin. Hikayelerinizi ezberleyin. 10 hikaye bir konuşma yapar. Bu 10 hikayenizi hatırlatacak ipucu kelimelerinizi bir karta yazın. Sonra bu 10 hikayeyi anlatın.

Kendin ol.

İnsanlar sadece senin söyleyeceğin kelimeleri duymaya gelmedi.

”Bağlantı” zamanı

Bağımsız olmak herkesin istediği. Ancak değer yaratmak için ”bağlantı” lazım. Farklı değerlere, ihtiyaçlara ve görüşlere sahip insanlar bir araya geldiği zaman, kendi başlarına yaratabileceklerinden daha fazlasını üretebilir.

Köprüleri yıkmak kolay olan, uzun vadede ihtiyacımız ise ”bağlantı” kurmak.