Modernlik mi Geleneksellik mi?

20’li yaşlarımda bu soru bana sorulduğunda içimden gelen ilk tepki “niçin birisinden birisini seçmek zorunda kalayım ki? Niye ikisi birden olmuyor?” demekti. Ne zaman bu benzeri zıtlar arasında (hani bir tanesi açıkça kötü olan seçimler (ahlaklı olmak mı ahlaksız olmak mı, tevazu sahibi mi kibirli olmak mı vb)  değil de bunun gibi insanlar tarafından yapılmış suni/ideolojik (rasyonel mi mistik mi, ilerici mi gerici mi, toplumcu mu bireyci mi) bölünmeler arasında bir tercih yapma durumunda kalsam bu “ikisi bir arada“ cevabı bana her zaman birisini seçmekten daha makul göründü.

Zaman zaman kendimden şüphelendiğim de oldu. Acaba bu bir çeşit oburluk, fazla istemek mi idi? Hani “hem pastam dursun hem karnım doysun” türünden?

Ancak geçen yıllar bunun bir açgözlülük değil insan doğası olduğunu düşündürttü. Bölünmelerin ötesine geçiş ve bütünlüğü arayış pek çok psikolojik ekolde öylesine temel kabul ediliyor ki.. Örneğin Jungcu psikologlar fiziksel olanı da dahil psikolojik olanı da, hastalıkların kaynağının “bölünmeler” olduğunu tedavisinin de “birleşme, bütünleşme” olduğunu savunuyor. (Tabii bu yaklaşıma göre fiziksel/psikolojik bölünmesi de sahte, esas var olan bir birlik halindeki zihin-beden ve hastalıklar da zihin-bedensel yani “psikosomatik”) Bunun bizdeki “hastayım tevhid tabibi” ilahisine benzerliğine dikkat.

O zaman modernite ve geleneği nasıl birleştireceğiz?

Bununla ilgili bazı teoriler/yaklaşımlar var: bunları aşağıda belirttiğim gibi devşirdiğim kişi veya kurumların adıyla adlandırıyorum;

İbrahim Kalın Birleştirmesi: ona göre gelenek  “gelene ek yapmak” demek. Yani geçmişten gelen geleneğe bugünün insanı olarak bir ek yapma hakkım vardır. Yapılması gereken budur. Yoksa gelenek ölmüş olurdu. 

Erol Göka Birleştirmesi: Çok ustalıklı bulduğum diliyle Erol Göka “bize özgü bir modernlik” “bize özgü bir demokrasi” savunur ki bence bu da modern olanla geleneksel olanı birleştirmenin bir tarzıdır.

Konfüçyus Birleştirmesi: Gelenekçilerin piri olarak bilinen Konfüçyus şunu demektedir; o Descartes veya Gazalinin yaptığını yapmaya çalışmış sil baştan sıfırdan başlama noktasını aramıştı. (Bilindiği üzere bu başlangıç noktası Gazali için tasavvufi deneyimken, Descartes için “düşünüyorum öyleyse varım” ın düşünen benliğin varlığı idi) Konfüçyus bir sıfır noktası olmadığı sonucuna vardı. Gerçeği sil baştan aramak ona göre tuhaftı. Gerçek geçmişte “tecelli etmiş” veya kendisini ifşa etmiş olmalıydı. O halde gerçek için bakılması gereken yer geçmişti. Ancak Konfüçyus şunun gayet farkındaydı, geçmişte veya gelenekte diyelim, gerçek tecelli ettiyse bir onun kadar yalan da geçmişte kendisini sergilemişti. O halde geçmiş tek başına gerçek olarak alınamazdı ve “gerçek ile yalanın” ayrıştırılması görevi düşüyordu insana. Çünkü gelenekte gerçek ve yalan birbirine karışmış haldeydi. Nasıl gelenekçiler zannedildiği kadar geçmişi yüceltip durmuyorlarmış değil mi?

Roger Garaudy Birleştirmesi: Ömrünü büyük kısmını Marksist olarak geçiren Garaudy ileri yaşlarında o ham ilericiliği, yenilikçiliği olumlamaz. Sanat felsefecisi olduğu için ressamlardan örnekler verir; galiba Juan Gris idi. Oldukça modern bir ressam olan bu şahıs ” Şahsi derinliğim içimde taşıdığım geçmiş kadardır” demiş.  Ve Garaudy Van Gogh, Manet vb gibi büyük çığır açıcı yenilikçi ressamlardan örnek verir. Onlar yıllarca en sıkıcı portre ressamlarını kopyalamakla geçirmişler. Gerçekten de başarılı ressamların eserlerini kopyalama resim eğitiminin en temel ögelerinden. Ancak uzun uzun yıllardan sonra o şaşırtıcı yenilikçiliği kazanmışlar. Öyle ya niçin eline fırçayı ilk alan bir liselinin eseri “yeni” olmuyor. Olsa olsa “türedi” oluyor. Sebebi o geçmişte ustalaşmamış olması. Gerçek yeni eskiye ihtiyaç duyuyor. Konfüçyus’un ayrıştırıcılığını andırır bir şekilde Garaudy “ataların ocağından külleri değil ateşi taşımamız gerektiğini” söyler. Benzetme açıktır. Miadı dolmuş, enerjisi tükenmiş, bugün açısından anlamı kalmamış şeyleri değil halen bize ışık ve ısı sunabilen şeyler getirilmelidir.

Gai Eaton Birleştirmesi: Gai Eaton İslam modernleşmesi ile ilgili görüşü sorulduğunda Avrupa tarihinden örnek verir. Katoliklik geleneği temsil ederken Protestanlık modern, yeni olarak çıkmıştı. Bu Batı içinde muazzam yıkıcı bir çatışma doğurdu. Ancak Protestanlığın Katolikliğe yönelik eleştirileri Katolikliğin de kendini yenilemesine neden oldu. Yani birileri dışarıdan bakıyorsa siz de artık ileri götürülmesi anlamsızlaşanları bırakır ve sizi siz olmaktan çıkarmayacak yeni şeyleri almaktan da rahatsız olmazsınız. Geçen yüzyıllarda Katoliklik de oldukça modernleşmiştir. Ama Protestanlıktaki gibi geçmişten şiddetle kopan bir yenileşme değil gelenekle sürekliliği yitirmemiş bir modernlikmiş bu. Anlaşılacağı üzere Eaton Katoliklik tarzı yenilenmeyi Protestanlığınkine tercih etmekte ve Vahhabilik benzeri sert bir yenilikçilik yerine kendini yenileyen gelenekçiliği tercih etmektedir.

Schuon Birleştirmesi: Buna “konnektör tarzı birleştirme” diyeceğim. Hani şu bilgisayarların arkasındaki çok uçlu konnektörler gibi. Schuon “gelenekçilerin önde gideninden” olarak bilinmekle beraber bu gelenekçi yapıya –zaman zaman şiddetle tenkit ettiği- modern ögelerin uygun şekilde bağlanması, eklenmesi için uygun bağlantı noktaları mevcuttur. Örneğin “bilimin meşru olduğu bir konum vardır” “zaman zaman dini açıklamaların mantıksız bir hal alması (mesela teslis gibi) dindarların mantıkçı bir sorgulanışına meşru bir alan açar” “geleneksel sanat her zaman başarılı değildir. Eskiden de yeterli düzeyde yetenekli olmayan sanatçılar vardı” “modern insanın mistik/tasavvufi hikayeleri zaman zaman inanılmaz bulması” (bazı durumlarda) zihni melekelerinin gelişmişliğindendir. Diğer pek çok durumda da insanı tanımayışından ve bilgi anlayışının yanlışlığından. Modern bilgi ve sanat anlayışının bu pek sıkı karşıtından bunları duymak gerçekten enteresan değil mi?

Liberal muhafazakar birleştirmesi: Liberal muhafazakarlık da geleneksellikle yeninin karşılıklı birbirini belirleyen dansını olduğu haliyle bırakmayı savunur. Zaman zaman bunun zor bir evlilik olduğu söylense de en başarısız model hiç de sayılmaz. Bu bağlamda İngiltere’nin veya ABD’nin Fransa gibi radikal modern bir ülkeden çok daha başarılı olduğu düşünülebilir. Liberal muhafazakar radikal modernistin aksine “dine karşı özgürlüğü veya dinden özgürlüğü” değil “dinlere özgürlüğü” savunur.

AK Parti Tarzı Birleştirme: Bu geleneğine “sevdalıca” yaklaşırken en ileri teknolojileri, modernitenin hoş meyvalarını (duble yollar, köprüler, hızlı tren, otomobil vb) alır, gençleri yurt dışında doktora yapmaya teşvik eder, her ne dünyada en iyiyse kendi halkının ona layık olduğunu düşünür “bu niye benim ülkemde yok?” diye sormaya teşvik eder, kadının siyasete vb katılımında geleneksel anlayıştan oldukça farklıdır. Dev bir holografik görüntü gibi ileri teknolojik oyunları keyifle sergiler vb. Sosyal bilimlerden genişlemesine istifade eder vb.

Muhakkak başka yaklaşımlar da vardır. Ama bu yazının amacı açısından bu kadar yeter.

Sonuç olarak benim gelenek mi modernlik mi sorusuna cevabım şu; geleneği seçmeci ve eleştirel ele alabilecek liyakatte ve onunla bir süreklilik arz eden türden yeni/modernlik

Veya “modern olanı içine alıp aynen sindirim sürecinde olduğu gibi parçalarına ayırıp,  faydalı olanı bünyesine alan, gereksiz veya  zararlı olanı dışarı atan, yani modern olanı “içeren ve aşan” bir gelenekçilik.”

Muhabbetle